Yahya Kemal Beyatlı Sözleri

Yahya Kemal Beyatlı Sözleri

Yahya Kemal Beyatlı, Türk şair, yazar, siyasetçi, diplomat. Gerçek adı Ahmed Agâh’tır. 2 Aralık 1884’te Üsküp’te doğdu. 1 Kasım 1958’de İstanbul’da yaşamını yitirdi.Dönemin Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden biridir. Şiirleri Divan edebiyatı ile modern şiir arasında köprülük görevi üstlenmiştir. Türk edebiyat tarihi içinde Dört Aruzcular’dan biri olarak kabul edilir.Yahya Kemal Beyatlı Sözleri sayfamızda sizler için En Güzel En Duygusal ve Anlamlı Yahya Kemal Beyatlı Sözlerini hazırladık.Yahya Kemal Beyatlı Sözleri Sayfamızdaki Anlamlı ve Duygusal Yahya Kemal Beyatlı Sözlerini dilediğiniz gibi sosyal medyada Facebook,Twitter,İnstagramda paylaşabilirsiniz.


Bu Yazımızda:Yahya Kemal Beyatlı Sözleri,Yahya Kemal Beyatlı Sözleri Anlamlı,Yahya Kemal Beyatlı Sözleri Facebook,Yahya Kemal Beyatlı Sözleri 2020,Yahya Kemal Beyatlı Sözleri 2019,Yahya Kemal Beyatlı Sözleri Duygusal,Yahya Kemal Beyatlı Sözleri Kısa,Yahya Kemal Beyatlı Sözleri Twitter,Yahya Kemal Beyatlı Sözleri Resimli,Yahya Kemal Beyatlı Sözleri İnstagram,Yahya Kemal Beyatlı Sözleri 2016,Yahya Kemal Beyatlı Aşk Sözleri, Yahya Kemal Beyatlı Türkçe ile ilgili sözleri,Yahya Kemal Sözleri Resimli,Yahya Kemal Beyatlı sözleri Tumblr, yahya kemal beyatlı şiirleri sözleri, yahya kemal beyatlı şiirleri sözleri, yahya kemal beyatlı dini sözleri, yahya kemal beyatlı sessiz gemi sözleri, yahya kemal beyatlı güzel sözleriYahya Kemal Beyatlı Sözleri Etkileyici,Yahya Kemal Beyatlı Sözleri Yeni,Yahya Kemal Beyatlı Sözleri İndir,Yahya Kemal Beyatlı Sözleri Paylaş bulacaksınız.


Yahya Kemal Beyatlı Sözleri

Bazı yerler vardır ki ruh eser.

Bir tel kopar ahenk ebediyyen kesilir.

Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir!

Güçlü olan, yenilmeyen yalnız azimdir.

Aheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın!

Üstümüze zaman yağdı,hüznümüz ondan.

Şiir, ilham perisi ile başbaşa kalınınca yazılır.

İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.

Sen nerdesin, ey sevgili,yaz günleri nerde!

Siyasette, doğru her zaman biraz geç söylenir.

Yaşamak zevki nedir bilmez ölümden korkan.

Kalbi olanların dili yok, dili olanların kalbi yok.

Gönüldendir şikâyet kimseden feryâdımız yoktur.

Medeniyette bütün idrakler ihtirasla mümkündür.

Ankara’nın en çok İstanbul’a dönüş yolunu sevdim.

Toprakta tek bir medeniyet vardı: Türk medeniyeti.

Bugün Türklük tahlil devrinde değil terkip devrindedir.

Fethin en müsbet ve en esaslı eseri vatanın yekpareliğidir.


Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi,
Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbi,
Ta ki, yükselen ezanlarla müeyyed namın
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslamın.


Soğuk ay öptü beyaz ensesini,
Sardı her uzvunu bir ince sızı;

Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi,
Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi.

Mazi yosunla örtülü bi göl ki yok dibi,
Mevsim serin ve bahçede yaprak yığın yığın.

Ölmek kaderde var, yaşayıp köhnemek hazin
Bir çare yok mudur buna ya Rabbe’l alemin.

Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm,nasıl geçersen geç!

Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir!
Güçlü olan, yenilmeyen, yalnız azimdir..

Hülyası kalmayınca hayatın ne tadı var.
Bitsin hayırlısıyla bu beyhude sonbahar.

Büyük Allâh’ı anarken bir ağızdan herkes.
Nice bin dalgalı Tekbîr oluyor tek bir ses.

Ya şevk içinde harâb ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yâhud gül.

Artık ne gelen, ne beklenen var;
Tenhâ yolun ortasında rüzgâr.
Teşrin yapraklarıyla oynar.

Artık demir almak vakti gelmişse zamandan!..
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan..

Çok insan anlayamaz еski musikimizdеn.
Vе ondan anlamayan bir şеy anlamaz bizdеn.

Ölmеk kadеrdе var, bizе ürküntü vеrmiyor;
Lâkin vatandan ayrılışın ıztırâbı zor.

Durmuş saat gibiydi durup gеçmеyеn zaman.
Donmuş sükût içindе günеş görmеyеn cihan.

Kalbimin takati yok, hem bu duyuş çok sürecek…
Macera başlamadan ben buradan ayrılayım.

Mağlupken ordu, yaslı dururken bütün vatan.
Rüyama girdi her gece bir fatihâne zan.

Kuru ekmekle, bayat peyniri lezzetle yiyen,
Çeşmeden her su içerken: “Şükür Allah’a” diyen
Yaşıyor sade maişetlerin en safında;
Ruh esen kuytu mezarlıkların etrafında.

Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya,
Ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya,
Duymaz bu anda taş gibi kalbinde bir sızı;
Farketmez anne toprak ölüm maceramızı.

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Bu gece, bu saat, ben bu satırları yazarken
Hırka-i Saadet Dairesi’nde Kur’ân okunuyor!
Siz bu saat benim bu satırlarımı okurken
Hırka-i Saadet Dairesi’nde Kur’ân okunuyor.
Tam dört yüz seneden beri de böyle fâsılasız okunmuş…

Bin bir tepe yükselen Boğaz’dan Baktıkça vatan görünsün engin:
Her yıl, bir ömür boyunca, yazdan Yelkenler açılsın ufka gergin.

Ne harâbiyim ne harâbatiyim Kökü mâzide olan bir âtiyim.

Bir yoldu parıldayan, gümüşten, Gittik… Bahs açmadık dönüşten.

Sanat şahsi oldukça şahısların renk renk bir kalabalık olduğu anlaşıldı.

Şiirde lisan, zevk, fikir, mazmun, her şey eskir, yalnız aşk eskimez her dem tazedir.

İstanbul’un her köşesini keşfetmeye ömrüm kifayet etmeyecek diye korkuyorum.

Eğer biz İstanbul’un kıymetini tamamen bilirsek İstanbul uyanmaya başlıyor demektir.

Sahte bir şiir iyi okunamaz… olsa olsa mevzun cümlelerden mürekkep bir parçayı iyi kıraat etmiş olur.

Kör bedbinlik bir milleti nasıl öldürürse sağır nikbinlik de bir zaaftır. Kavi olan, yenilmeyen yalnız azimdir.

İspat ettik ki bir zaman aşiretten cihangirane bir devlet çıkaran bu millet o cihangirane devletten bugün bir Türk vatanı çıkaracak kudrettedir.

Bütün bu amiller, gitgide, devleti Latinlikten uzaklaştırıyor, ekseriyeti şarklı, Hristiyan ve Eski Yunancadan bozma bir dille konuşan halka mal ediyor.

O eski İstanbul, o büyük, o güzel, o rengarenk İstanbul ki bir defa gören Avrupalılar memleketlerine dönünce nakletmekle, yazmakla, çizmekle bitiremiyorlardı.

Bütün Türkler gibi İstanbullular da biliyorlar ki, millî hareket bütün bir cidali Osman’ın sancağını, Fatih’in tahtını, Selim’in hatırasını nisyandan kurtarmak içindir.

Medeniyette bütün idrâkler ihtirasla mümkündür. Bugünkü Garb medeniyetini, kendiliğimizden tiksindirecek kadar, ateşli bir ihtirasla sevmeseydik idrâk edemezdik.

Geçmişte sevdiğimiz, hayran olduğumuz ve bağlandığımız şeyler yalnız güzellikler, iyilikler, doğruluklardır; yoksa çirkinlikleri, kötülükleri ve haksızlıkları sevmiyoruz.

Müverrih Cevdet Paşa ile edip Namık Kemal bir tek adam olsalardı XIX. asırda büyük bir nasirimiz olurdu. Fuzuli ile Naili-i bir tek adam olsalardı eski şiirimizin zevkine doyamazdık.

Bir nesil evvelkilere mevhum saltanat tatlı bir hayal, milliyetler esasları üzerinde bir Türk milliyeti acı bir hakikat görünüyor. Bugün biz o mevhumeye acı hayal,Türk devletine tatlı hakikat diyoruz.

Türk ülkesinde hayat hür, saf, nefis idi. Türkler hayattan birer şarkı gibi geçiyorlardı. Diğer ülkelerde Türk gençleri gibi kahraman, Türk kadınları gibi güzel, Türk kızları gibi ince, Türk gibi hür yollu darbımeseller vardı.

Bir milletin dilini ifade edecek olan sanatkarın o milletin, bütün tarihinde dilinin geçirmiş olduğu Safhaları sadece bilmesi değil, benimsemesi lazımdır. Her millette olduğu gibi, bizde de kelimeleri şiir canlandırmış nesir sadece kullanılmıştır.

İstanbul’da çok zaman yaşamış, yaşadıkça birçok semtleri sevmiş, sevdikçe onları, zamanın derinliğine doğru, enine boyuna öğrenmiş bir insan, yaşı ilerledikçe öğrendikleriyle o kadar dolar ki bu şehrin sonu gelmez güzellikleri olduğuna inanır.

Şiirin birbirinin zıddı olan iki nev’i vardır:Biri inbikten geçirilmiş ve hâlis küûl olanıdır; diğeri de dağ tepelerinden akan, taşlar arasında yıkana yıkana gelen billûrdur. Bu iki nevi şiir, yer yüzünde bütün halk için daha çoşkun olan saz şairlerimizin karacaoğlan’ın Ruhsati’nin, Dadaloğlu’nun benzeri olmayan mısralarında görülür.

Zaman; mazi, hâl ve istikbal diye üçe taksim edilirse de bu çok itibari bir taksimdir.Sabit olan bir şey üçe taksim edilebilir; lâkin dâima yürüyen bir şey taksim edilemez.”Hâl” dediğimiz şey yarından sonra “mazi” olacaktır.İstikbâl dediğimiz gelecek günler dahî, zaman yürürken hâl olacaklar, sonra maziye karışacaklardır.Hakikatte mazi, hâl ve istikbâl yoktur. Ortada bir “imtidâd” vardır.


Yahya Kemal Beyatlı Şiirleri

 

AKINCILAR

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik

Haykırdı, ak tolgalı beylerbeyi “İlerle!”
Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle

Şimşek gibi atıldık bir semte yedi koldan
Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan

Bir gün yine doludizgin atlarımızla
Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla

Cennette bu gün gülleri açmış görürüz de
Hâlâ o kızıl hâtıra gitmez gözümüzde

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik

Mohaç Türküsü

Bizdik o hücumun bütün aşkıyle kanatlı;
Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı.

Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle,
Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle!

Fethin daha bir ülkeyi parlattığı gündü;
Biz uğruna can verdiğimiz yerde göründü.

Gül yüzlü bir afetti ki her pusesi lale;
Girdik zaferin koynuna, kandık o visale!

Dünyaya veda ettik, atıldık dolu dizgin;
En son koşumuzdur bu! Asırlarca bilinsin!

Bir bir açılırken göğe, son def’a yarıştık;
Allaha giden yolda meleklerle karıştık.

Geçtik hepimiz dört nala cennet kapısından;
Gördük ebedi cedleri bir anda yakından!

Bir bahçedeyiz şimdi şehitlerle beraber;
Bizler gibi ölmüş o yiğitlerle beraber.

Lakin kalacak doğduğumuz toprağa bizden
Şimşek gibi bir hatıra nal seslerimizden!

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM